(Turkish) Dünya İnsan Hakları Gününde Çocuk Haklarının iki “OLMAZ’ı…

Sorry, this entry is only available in Turkish. For the sake of viewer convenience, the content is shown below in the alternative language. You may click the link to switch the active language.

Evlilik iki yetişkinin özgür iradesi ile karar verebileceği önemli bir durumken, bunun bir çocuğa yüklenmesi kaldıramayacağı kadar ağır bir sorumluluktur. Başka hiçbir alanda yeterliliğine güvenilmeyen bilhassa kız çocuklarına bu ağır sorumluluğun yüklenmesi yüzyılın en bariz toplumsal ikiyüzlülüğüdür. İnsan hakları gününde çocuklar OLMAZ! diyor. https://www.youtube.com/watch?v=OOJ5eeCvD4k

İnsan hakları kavramı, Birleşmiş Milletler örgütünün kurulması ve 10 Aralık 1948 tarihinde İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin tüm dünyaya duyurulması ile birlikte hayatımıza girdi denebilir. Çocuk hakları, 1948’den önce de milletlerarası sözleşme konusu olmuş, Türkiye’nin de 1928’de imzaladığı ilk sözleşme, 1924 yılında Cenevre’de imzalanmıştı. Çocuk Hakları Sözleşmesi, daha sonra Birleşmiş Milletler nezdinde revize edilmiş, 20 Kasım 1959 yılında oybirliği ile kabul edilmişti. Devletlerin bu sözleşme ile tüm dünya çocuklarına verdikleri sözlere karşın, bugün ne dünyada ne de Türkiye’de çocuk haklarının bir bütün olarak hayata geçirildiğini söylemek mümkün değildir.

Çocuk işçiliği ve çocuk evlilikleri, çocuk hakları ihlalinin en yaygın iki biçimidir. Göçmenler bu iki hak ihlalinin en yoğun yaşandığı insan topluluklarını oluşturmaktadırlar. Zira göç, güvencesiz ve korumasız bırakır ve yoksullaştırır. Küresel olarak, her 8 kişiden birinin sınır aşan veya sınır içinde göçmen konumunda olduğu düşünülürse, sorunun ne boyutlarda olduğu hayal edilebilir.

Öte yandan, iklim krizi, bölgesel savaşlar, tırmanan yoksulluk gibi nedenlerle göçün giderek artacağı yönündeki tahminler çocuk haklarının korunmasını daha da kritik hale getirmektedir.

En Çok Kılıfı Olan Hak İhlali: ÇOCUKLARIN EVLENDİRİLMESİ…

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu UNICEF’in verilerine göre dünyada 700 milyon kadın 18 yaşından önce, bu 700 milyon arasında her 3 kadından biri ise 15 yaşından önce evlendirilmiş durumda. Çocuk yaşta evlendirilen erkek oranının yaklaşık yüzde 2 düzeyinde olması sorunun toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile olan doğrudan ilişkisini çok net bir biçimde ortaya koyuyor.

Bir kız çocuğu veya yetişkin kadının nasıl davranması, nasıl giyinmesi gerektiğini, kiminle evleneceğini belirlemek, kadın cinselliğini kontrol etmek ve aile namusu yükünü kadınlara yükleyerek “koruma” görevini erilliğe atfetmek, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin temel pratiğidir. Çocukların henüz fiziksel ve ruhsal gelişimlerini tamamlayamadan zorla, “razı” edilerek, ya da evliliği biricik statü olarak tanımlayıp özendirerek evlendirilmesinin geri dönülmesi olanaksız hasarlara yol açtığı bütün disiplinlerden araştırmalarla sabittir. Cinsiyet kimliği ve yönelimin toplumsal olarak belirlendiği düşünülürse cinsiyet kimliği hakkında karar vermemiş ya da açıklayamamış olan çocukların ikili sistem pratiğinde evliliğe zorlanmasının hangi boyutlarda hasara yol açacağını tahmin etmek ise araştırma eksikliğine karşın zor değildir.

Öte yandan, pek çok araştırmanın ortaya koyduğu gibi, çocuk evliliği, savaş veya doğal afet sonrası insani krizlerde artış göstermektedir. Aileler büyük zorluklarla karşılaştıklarında, kız çocuklarını evlendirmeyi yoksulluk ve artan cinsel istismar riski karşısında ilk başa çıkma mekanizmalarından biri olarak görmektedirler.

Türkiye’de kaç Türkiyeli çocuğun ya da kaç Suriyeli çocuğun evlendirildiğine ilişkin güvenilir verilerle dayanarak söz üretmek mümkün olmasa da oranların giderek arttığı bilinmektedir. Evlilik iki yetişkinin özgür iradesi ile karar verebileceği hayati bir durumken, bunun bir çocuğa yüklenmesi kaldıramayacağı kadar ağır bir sorumluluktur. Bilhassa başka hiçbir alanda yeterliliğine güvenilmeyen kız çocuklarına bu ağır sorumluluğun verilmesi, yüzyılın en bariz toplumsal ikiyüzlülüğüdür.

Çocuktan İŞÇİ OLMAZ…

Uluslararası Çalışma Örgütü ILO’ya göre Dünyada 152 milyon, Türkiye’de ise DİSK’e göre 2 milyona yakın çocuk çalıştırılmaktadır. Türkiye’de çocuk işçiliği Suriye’den göç sonrasında daha çok konuşulur olsa da en son 2012’de açıklanan Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre “Türkiye genelinde 6-17 yaş grubundaki 15 milyon 247 bin çocuktan 893 bini (yüzde 5,9’u) ekonomik bir etkinlikte ve 7 milyon 503 bini ev işlerinde olmak üzere, yüzde 55’i (8 milyon 397 bini) çalışmaktadır.” Hayata Destek Derneği’nin 2016’da hazırladığı rapora göre ise, yaklaşık bir milyon çocuk “merdiven altı tekstil atölyelerinde, gözden ırak sanayi bölgelerinde, sokaklarda, tarlalarda ve hizmet sektörünün çeşitli alanlarında ağır koşullar altında” çalıştırılmaktadır.

Türkiye’de kaç Suriyeli mülteci çocuğun çalıştırılmakta olduğuna dair güvenilir sayısal veriye erişmek zor. Ancak kayda değer oranlarda Suriyeli çocuğun kayıtsız küçük iş yerlerindeki vasıfsız hizmet işlerinde, küçük esnaflarda yardımcı olarak, ayakkabıcılık, tarım işçiliği ve tekstil gibi üretim alanlarında çalıştırıldıkları ve yaptıkları işe göre ortalama yarı ücret kazandıkları toplumun tüm kesimlerince bilinmektedir.

Çocuklar 18 yaşına kadar araç kullanmak, oy kullanmak, mülk edinmek ve bunun gibi pek çok konuda yetkin kabul edilmezken, yetişkinlerle aynı işlerde aynı saatler boyunca çalışabileceklerinin varsayılması bir paradoks olmaktan öte doğrudan hak ihlalidir. Sorumluluğun sadece çocuklarının geliri ile yaşamak zorunda bırakılan yoksul ebeveynlere yüklenmesinin adil olmayacağı çok açıktır.

Dünya İnsan Hakları Günü’nün 70’incisine girerken, çocuk haklarının bu iki “OLMAZ”ının meşrulaştırılmasına karşı çıkmak, her şeyden öte, insani görevdir.

Kadınlarla Dayanışma Vakfı